SHARP's profileღ°•.♥.•°ღஜ SHARP FRIEND ...PhotosBlogListsMore Tools Help

ღ°•.♥.•°ღஜ SHARP FRIEND ஜღ°•.♥.•°ღ™®©

Bedavaya Bu Kadar Fazla Bile :)

Windows Medya Oynatıcı

SHARP Friend

Occupation
Location
Interests
Sakarya
Photo 1 of 12

ZAMAN

  

MSN TURKEY

0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010
0101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010101010

 

S.F. IDEA

ZAMAN NEDİR ?

  

      Zaman, iki hareket arasındaki süredir. Hareket ve maddenin nesnel hali zamanla belirir. Zamanın olmadığı yerde , nesnellikte yoktur! Bu nedenle zaman cismin kesinlikle belirleyici faktörüdür. Hareketin hızı zamanın da hızıdır. Görelilik ve kuantum varsayımlarına göre zaman ile uzay birbirleriyle doğrudan ilişkili ve bağlantılıdır. Zaten zaman ile uzay birlikte anlamlıdır. Biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir. Bunu şöyle özetleyelim : elektrik yükünün çevresindeki elektrik alanı , o elektrik yükünün bir bağlantısıdır. Tıpkı bunun gibi geometri ile kinamatik 'den oluşan eğri yada düz uzay-zaman metrik alanı da özdeğin (maddenin) bir bağlantısıdır. Elektrik yükü olmadıkca, elektrik alanı nasıl olmaz ise ; maddesiz bir '' metrik alan'', eş anlamıyla  '' uzay-zaman '' da varolamaz. uzayla zaman, düşünsel tasarımlar değil , maddesel nesnenin içinde bulunan nesnel zaman-uzay madde somutluğundan oluşmuş bir bütündür. Böylece uzayın boyutları kadar zaman boyutunun kendiside uzay boyutlarının bir devamı niteliğinde bir nesnel uzam boyutu olarak varolmaktadır. Madde özünde ışıma kuatlarından oluşma bir yapıdır. Bu ışıma kuantları kendilerini özde zamansal bir varoluş olarak, bir frekans olarak bir zaman yapısı olarak ortaya koyarlar. Zaten Birleşik Alanlar Teoreminin özündeki ana fikir 'de ışık kuantları düzeyinde elektrik alanı - manyetik alanı ve gravitasyon alanlarını tek bir alan yapısı altında formüllemekten başka bir şey değildir. Bu ise elektro-gravitasyon alanı denebilecek yeni bir alan anlayışını öngörecektir. Eğer elektrik- manyetik ve gravitik alanlar içerisinden zaman kayması -boyut değişimi hadiselerini açıklayabilirsek bir Birleşik Alan Kuramı anlayışına sahibiz demektir.

 

 

Einstein izafiyet teorisini ortaya attığından bu yana, fizikçiler dünya üzerinde dört boyut bulunduğunu kabül ediyorlar.(Hatta yerçekiminin kendisi bile üç boyutlu uzayın bir dördüncü boyuta doğru eğim yaparak bükülmesidir.)O zamana kadar bilinen ve kabül gören üç boyut olan uzunluk, yükseklik ve genişliğe ek olan diğer fiziksel boyut ise zaman olarak biliniyor.Matematiksel olarak da kabül gören 4'üncü boyut, diğer üç boyuta eşit değer taşıyor.Ancak insanlar dünya üzerinde üç boyutta, her yönde hareket edebiliyorlar yani, yukarı ve aşağı, sola ve sağa, ileri ve geri. Ancak zamanda sadece ileri doğru hareket edebiliyorlar, zamanda geriye doğru hareket hiçbir zaman gerçekleşmiyor.Fakat fizik kanunlarında, zamanın geriye doğru hareket edemeyeceğini söyleyen bir kural mevcut değil.Zaten Einstein'in bu konuda ispatladığı hareket denklemi de zaman geriye döndürüldüğünde gayet iyi çalışıyor.Ancak henüz hiç kimse zamanda geriye seyahat etmeyi başaramadı.

İzafiyet Teorisi nedir ?
Tam Türkçesi ''Görecelik Teorisi'' olan izafiyet teorisi üç bölüme ayrılır.Bir bölümü çeşitli hızlardaki araölar veya maddelerde geçen zamanın, uzay-zaman içinde değişik konumlarda bulunan gözlemcilere göre ''göreceli'' olduğunu varsayan bir teoridir.Ünlü fizikçi Einstein, sonlu ve eğrisel olduğunu düşündüğü evrenin dört  boyutlu olduğunu, dördüncü boyutun zaman olduğunu ileri sürmüştü.Mesela ışık hızına yakın bir süratle giden bir uzay gemisini, dünyada ikizi bulunan birinin kullandığını varsayalım.10 yıllık bir seyahate çıkıp dünyaya geri döndüğünde, uzay gemisini kullanan ikiz, dünyada kendisini bekleyen ikizinden daha genç olarak dünyaya ayak basacaktır.Uzay gemisini kullanan ikiz ışık hızına yakın bir süratle hareket ettiği için, onun saatiyle on yıl , dünyadaki kardeşinin saatiyle 15-20 yıl olabilecektir.

Zaman, değişmeyen değişimler bütünüdür!

Diğer bir tanıma göre: ...Pekala, bakın siz insanlar zamanı doğrusal (lineer) biçimde algılıyorsunuz. Zaman aslında doğrusal değildir.Bilmelisiniz ki   zaman, uzay gibi eğrilebilir-katlanabilir-genişleyebilir, daraltılabilir bir yapıdır.Zaman çok esnek ve çok boyutlu olan  plastiksi bir akımdır(eğer onu doğrusal bir akış gibi görürsek). Ve zaman üstüste bindirilip katlanabilir bir yapıdır. Bir zaman noktası bir frekans yapısında olup başka zaman frekanslarıyla senkonize biçimde örtüştürülüp çakıştırılabilir.Bir bakıma zaman, toplumumuzun onu ölçtüğü gibi doğrusal biçimden çok daha farklı ve karmaşık olan bir şeydir.

''Zaman Makinesi '' romanında bile H.G. Wells, zamanın dördüncü boyut olduğunu ve nasıl balonlarla iki boyutlu yer düzleminden kurtulup bir üçüncüsünde gezebiliyorsak, zaman makinesiyle de dördüncü boyut olan zamanda dolaşılabileceğini söyleyerek zamanın ve yolculuğun esaslarını anlatır.

Zaman kimilerine göre kendi üstüne doğru bir sarmal çizerek geleceğe ve geçmişe uzanan sonsuz bir sarmal  yapıdadır(Zaman akımı salyangozun eğri sarmal çizğileri gibi kendi üstüne bükülüp kapanarak sonsuza uzanan çizğilermidir?). Zamanı daha iyi tanımlayabilmek için bir kutu içindeki bir filim rulosunu düşünün. O ruloda birbirinden ayrı kareler(zaman çerçeveleri) içinde görüntüler vardır.Tüm zamanları içine alan ''sonsuz şimdi'' ye bir rula halinde baktığımızda, böyle ayrı ayrı zaman dilimi çerçevelerinin olduğunu görmek kolaydır.Bununla birlikte eğer onlardaki sürekliliği anlamak isterseniz, dördüncü boyutta duran bu üç boyutlu filim rulosunu bir projektörden geçirmek zorundasınız.Böylece dördüncü boyut üstünde hareket eden bilincinizin bir tür projektör olduğunu söyleyebiliriz ve o filim kareleri  ister  geçmişinize ait olsun, ister bu yaşamınıza ait olsun ister gelecekteki görüntülere ait yaşamlar olsun, o filim rulosundaki karelerden birine her ne zaman bakarsanız, o çerçeve  içindeki  donmuş resmi görebilirsiniz.Ancak, sürekliliği görmek isterseniz, filim rulosundaki her bir karenin birbiri ardına başından sonuna dek dördüncü boyut doğrultusunda ilerleyen bilincimizin üstüne yansıtılarak göz önünden geçirilmesi lazım.Fakat zaten tüm zaman kareleri(zaman dilimleri)nin hepsi o filim rulosunda mevcuttur.

[...Bir çok kez ben şimdiden söz ederken, bu ''şimdi'' sizin için çok daha ileri bir tarihte yaşanacaktır. Ben bir dördüncü boyut varlığı olarak üçboyutlu olayları hepsi aynı anda oluyormuş gibi görürüm. Yaşanan olaylar dizisi sizin için bir yol boyunca doğrusal  bir yer işgal etmiştir. Sizin bu kavramı hemen kavramanızı bekleyemem, ama size bu konuda basit bir benzetme sunabilirim: Eğer elinize bir sinama filminin rulosunu alırsanız, o bakıldığında doğrusal zamanın bir kronolojisini temsil edecektir. Ancak o sizin elinizdeyken, potansiyel zamanın tümü aynı anda sizin elinizdedir; onun tümü şimdi' dedir.Filmin yirmibeşinci dakikasında ne olabileceği hakkında konuştuğunuzda, onu görmek için yirmi beş dakika beklemeniz gerekmez. Bir başkasının geçmişinin olduğu gibi, geleceğinin o bölümü de şimdi sizin elinizdedir.Bu bakış açısında ''zaman'' kapalı dairesel bir realite olarak karşımıza çıkar.]


Zaten kendi evrenimizin boyutları içerisinde zaman fenomeninide içerisine alacak bir Birleşik Alan Kuramı sonucunda üst boyutlara geçebilmek ve başka zaman yada uzay noktalarına geçit verebilecek fizik dinamiklerindede değişmeler yaratabilecek bilgiye sahip olmuş oluruz. Zaman yolculuğunun mümkün olması için  klasik anlamda lineer olarak düşündüğümüz sürekli /kesintisiz bir zaman çizğisi anlayışı yerine, zaman çizğisini oluşturan her bir noktasal  AN ' ın  birbiri ardına sıralanmasından oluşmuş kesikli bir zaman çizğisi anlayışını kabül etmeliyiz. Yani zaman akışı  sürekli bir akış değil kesikli /titreşimli bir akıştır. Her bir AN  bir dalga vuruşunu ifade eder. Aslında zaman ' ın  fizik yapısıyla ışık enerjisinin  fizik yapısı arasında doğrudan benzer bir ilişki vardır. Bu gibi zaman akımının kendiside hem dört boyutlu bir bakış açısında kendi içinde kesiksiz bir bütünlüktür. Hemde üçboyutlu bir bakış açısı içerisinde parçacıklı / kesikli bir akıştır. Bu durum ışıgın bir parçacık akımımı yoksa sürekli bir dalga akımımı olduğu sorusuyla   benzer bir tartışma sorusudur. Hatta aynı meselenin bir diğer şeklidir desekte yanlış  olmaz. çünkü zaman akımı ışık enerjisiyle fiziksel ve matematiksel bir bağa sahiptir.  Hareket, zaman ve mekan içinde tanımlanır. Zaman ise mekanı (uzayda bir noktayı) temsil eden enerji dalgasının dördüncü boyut çizğisi boyunca yer alan önceki ve sonraki salınım değerlerinin bir toplamıdır.Geçmiş - gelecek ve şimdi  olmak üzere üç zaman dalgası vardır.

Bu üç zaman dalgası bir dördüncü boyut uzayında yanyana gelirler. Üç boyutlu uzayda ise farklı zaman boyutları iç-içe geçmiş yada üs-üste binmiş frekanslar manzumesi olarak algılanır. Zamanın bir çok tanımı vardır. Peki ZAMAN 'ın bir alt sınırı, yani elemanter bir zaman varmı dır? Enerjiyi kuantlaştırabildiğimize göre evrendeki sinyallerin maksimum bir hızı olduğuna göre bu gayet mantıklı bir sorudur. En kısa zaman  var  mıdır? sorusu, sinyallerin yayılma hızının sınırlı oluşu yüzünden, en kısa mesafenin var olup   olmadığı sorusuyla  aynı şeydir.

En kısa zamana en yüksek frekans tekabül ettiğinden, en kısa zaman sorusu, aynı zamanda enerji kuantumu için  bir tavan  değeri olası gerekir. Ve bu en yüksek frekans değeri ışık hızında titreşen bir foton   noktasını temsil eder.Ve foton lineer hız olarak(ışık hızı) zamanın akış hızıyla eşdeş bir hıza sahiptir eğer bir foton hız frekansı olarak yaklaşık 12,3 x 10 * üzeri 22  Hz / sn 'lik bir titreşim hızına erişir ve bu frekansın ötesine geçerse bizim boyutumuzu terk eder. Yani bir üst boyuta bir üst hız frekansı denen başka bir zaman akış hızı içerisine girer. Işığa ait  dalga boyunun kısalmasıyla ışığın frekansıyla doğru orantılı olan enerji değeri de büyür.Kısaca dalga uzunlığunun giderek kısalması ile enerji  değeride giderek yükselir. Ve ışığın en yüksek titreşim  hızı olan ışık hızına karşılık gelen yüksek frekans düzeyinde ışık vibrasyonları en yüksek hızda titreşirler ve en yüksek enerji değerine ulaşırlar. Ve bu enerji düzeyi bizim boyutumuzun kuantum enerji düzeyini   simgeler. Bu enerji duvarının bir frekans sıçraması ile aşılması ile bir başka kuantum enerji düzeyini ifade eden bir üst boyutun  kuantum enerji  havuzuna   yani üst evrene  geçmiş oluruz. Nasıl 'ki enerjinin kendi içerisinde frekanslar şeklinde kuantum enerji fazları şeklinde geçişler varsa boyutsal düzlemler arasında da enerji yasalarına dayalı bir geçişten bahsedebiliriz. Ve bu yeni boyutta en kısa zamanın genişliği bizim boyutumuzun iki katıdır.Bir foton yada ışık dalgası ışığın hız duvarını üç boyutlu uzayda lineer bir yayılma hızıyla geçemez.   Ama  bir dördüncü boyut doğrultusunda açılım gösteren ışığın iç titreşim hızı sayesinde yerinde titreşimler şeklinde bir hızlanmayla ışık titreşimleri kendi  yayılma hızını(ışık hızını) aşarak bir üst uzaya sıçrayabilir.Böylece üçboyutlu küresel bir enerji havuzu oluştururcasına yayılan ışık dalgası   bir dördüncü boyuta doğru saparak ortadan kaybolur. Ve bir foton bu hızı aşarsa kendini geçmiş ve geleceğe doğru yayarak zamanda sıçramalar yapar.

KUANTUM ALAN KURAMI: Bir kaç cümle ile kuantum alan kuramı şöyle anlatılabilir: Kütle ve enerji Einstein 'ın E= m.c2 formülüne göre birbirine çevrilebilir. Boş uzay gerçekte o kadar da boş değildir( casimir etkisi). Saniyenin 10 milyar kere tirilyonda biri (10* üzeri 22) süresince ortaya çıkıp kaybolan parçacıklarla doludur. İki temel parçacık aralarında kuantum alanını ileten parçacık yani'' kuantum alanının kuantumu ''( Aslında bir parçacıgın alansal yapısını yine bir parçacık cinsinden elemanter parçacık kümeleri etkisi ve dağılımıyla açıklamak   bir paradokstur) alış verişi yaparak etkileşirler. Bu yorumla boş uzayda bile parçacık karşıt parçacık çiftlerinin  sürgit kendiliklerinden oluşup - yokolmaları (vakum çalkalanmaları) açıklanabilmektedir. Kuantum alan kuramında parçacıkların (proton, nötron,elektron,pozitronlar, mezonlar...) kuantum vakumunda nasıl ortaya çıkıp kayboldukları henüz tam olarak anlaşılmış değildir. Ama Einstein' ın genel görecelik ve Maxwell 'in elektromanyetik kuramları çerçevesinde salt uzay-zaman levhasındaki mikroskopik noktalarda meydana gelen bükülmelerin atom altı ölçeklerde yeni parçacıkların oluşmasını sağlayabileceğini  biliyoruz. Bu bağlamda kuantum kuramının genel görecelik kuramının ayakları üstünde durduğunu söylemek yanlış olmaz. Peki ama salt uzay-zaman levhası nedir. Işığın içerisinden yayıldığı ortam tam olarak nedir. Işık gerçekten bir şey içinde mi yayılır. Yada zaman ve uzayın çizgileri ışığın elektromanyetik alansal çizğilerinin bir ifadesimidir? kuantum alan kuramı;   ışık fotonlarının yada dalgalarının yada elektron, proton, nötron.. gibi atom parçacıklarının ortaya çıkış ve kayboluş süreci hakkında tam bir fikir sahibi olmasada bu iki süreç arasında her tür parçacığın saçınıp dağılması esnasındaki  devinim süreci boyunca bu parçacıklara ait davranışların bir dizi olasılık hesapları (kuantum dalga fonksiyonu) cinsinden  ifade edilmesine yarayan   matematiksel bir teknik dildir.

Eğer Zaman ve Işık  üzerine tam bir bilğiye sahip olsaydık uzay/zaman da solucan deliklerini, boyut değiştirmeyi, karşıt yerçekimi dalgalarını, zaman kayması fenomenini, zaman yolculuğunu tam olarak anlayabilirdik. Ve uzay gemilerimizi ışık hızı ve üstü hızlarda zaman akımları boyunca yürütebilirdik. Uzay/zaman'ın düz çizğilerini istediğimiz gibi eğip -bükebilirdik. Boşluk dediğimiz alana hayali mikroskoplarımızı yöneltip baktığımızda orda bir ışık frekansı havuzunu görecektik. Mikroskopun  görüş gücünü arttırdığımızda karşımıza salt uzay/zaman çizğilerine  bürünmüş elektromanyetik bir köpük çıkacaktı ! Ve bu boşlukta bir var olan bir yok olan parçaçık bulutuyla karşılaşacaktık. Bu durumda kendimize sorarız  ''bir şeye ne zaman tam olarak parçacık denir ve ne zaman bu parçacıklar boş uzayın bir ögesi olarak ele alınabilir ?'' İşte fiziğin tüm gizemi bu atom altı ölçekteki dünyada gizlidir. Tam bu noktada 'alan' parçacığa, parçacık 'ta  alan 'a  dönüşür. Ve uzay-zaman çizğileri birbirine  karışır. Kuantum köpüğünde, kuantum fiziğinin denklemleriyle genel görecelik denklemleri birbiri içerisinde eriyerek tek bir ''etki kuantumunun''  gizli ve derin yapısını anlatan yeni bir denkleme dönüşür.Bu yeni denklemler parçaçıkları; üçboyutlu uzay-zaman   kafes çizğilerinin bir dördüncü boyut doğrultusunda kendi üstüne çöküp  girdaplaşarak oluşan üçboyutlu küresel ışık vorteksleri olarak tanımlar. Bu durum enerjinin maddesel bir parçacığa dönüşmesidir.Buna göre bir parçacığın yok olması o parçacığı oluşturan 'kendi üstüne düğümlenen uzay-zaman çizğilerinin' açılıp serbest kalması anlamına gelir.Bu bir başka anlamda maddenin enerjiye çevrilmesidir. İyi ama bu durum kendi uzay yada zaman boyutumuzun dışına çıkmak anlamına gelmez! Peki bir parçacık orijinal haliyle zaman-uzayın kapalı çizğileri boyunca nasıl  yerdeğiştirebilir.Parçacıkla birlikte parçacığı yansıtan uzay-zaman çerçevesini kesip başka bir   uzay-zaman çerçevesi ile kaynaştırıp birleştirmek nasıl mümkün olabilir.Belli büyüklükteki bir parçacık için kuantum vakumu dalgalanmaları hissedilmeyecek kadar zayıftır.Böyle bir parçacık kendi çevresindeki uzay-zaman kafesini bozup yönlendirerek kendisini yerçekimsel bir dalga üstünde uzay-zamanın kafes çizğileri boyunca sörf yaparcasına  kaydırıp sevk edebilir.

Işığın davranışını anlamak için hiperuzaya  ve yüksek boyutlara açılmaktan  başka çare yoktur. Benim araştırmalarım göstermiştir 'ki ışık enerjisi uzayda yer işgal eden ve uzay dan ayrı bir dalga formu değildir. Işık enerjisi uzay dokusu  yada   alanı denebilecek vakum enerjisinin kendisidir. Yani buna göre ışık, uzayda yayılan bir şey değildir. Işık, zaman akımı boyunca uzaysal enerji dokusunun ''kaynatılarak köpükleştirilip dalgalar biçiminde'' geçen zaman içerisinde uzayda yayılıyormuş gibi gösterime sokulan bir zaman dalgalanmasıdır. Işığın yayılması, üç boyutlu enerjinin kendini   üst boyuta doğru( kendi boyutunu) açarak kendisini titreşimler biçimde uzatıp-açarak-genişleterek- enerjinin sürdürülen hareketi biçiminde kendisini bir zaman akımı olarak -göstermesinden ibarettir. Zaman akımı ve ışığın yayılması  -içsel titreşim döngüsü- arasında bir bağlantı vardır.Bu formüle edilebilirse zaman akımının fiziksel bir gerçek olduğu ortaya konulabilir. Işık  enerjisinin iç titreşim modlarına doğrudan bir etki  ile fiziksel olarak zaman akımını yavaşlatmak hızlandırmak yada zaman akımının ilerisine ve gerisine doğru uzay/zaman da bükülmeler yaratmak olası hale gelir.

Bu kuramın kuantum biçimindeyse kabaca uzayın her noktasında bir kuantum harmonik osilatörü bulunur. Ve bu ''nokta'' zaman ' la özdeşleştirilebilecek bir parametredir. Zamanın akım hızı ve bu harmonik osilatörün temel ışık hızıyla özdeş hız frekansı birbirine senkronizedir. Enerji ile zaman ilişkisine dair zamanın, enerjinin üretilme ''ritmi'' ne daha doğrusu enerjinin kendi değerini aynen-tekrarlama (yani kendini aynen-yeniden- üretme) frekansına bağlı olduğunu bilmeliyiz.   Alan, her yere  dağılmış fiziksel bir sistem olduğu için, her noktada aynı dalga frekansı ''f '' geçerlidir; böylece her noktada (uzay-zaman noktası) enerjileri  h x f ' nin  tam sayı katları olan   ''alan tanecikleri '' yani fotonlar üretilebilir.Ve alanı yaratanda yada düz uzay/zaman levhasına neden olan şeyde bu her bir nokta arasındaki eşzamanlılık uyumudur. Evrendeki herşey  bu  ışık titreşimlerinden bu foton noktalarından oluşur. Titreşim frekanslarında milyonlarca değişmeler vardır. Ancak, bilindiği gibi hiç bir şey ışık hızından daha hızlı titreşmez. Işığa ait her bir renk bandı yada frekansı farklı bir hızda titreşir. Bilim adamları ışığı yada evren denen bu elektromanyetik ışık havuzunu  birbirinden ayrı bant ve dalga boylarındaki ışıma gamlarından ve hız frekanslarından oluşmuş bir  frekans havuzu gibi görüyorlar. Biz bu alana  sıfır nokta enerjisi  yada  kuantum boşluğu adını veriyoruz. Eğer evreni ışık hızı frekansında titreşen tek bir ışık frekansı ve dalga boyu bandı gibi görebilirsek ( tek bir evrensel dalga fonksiyonu= ZAMAN DALGASI  = Bir AN ) ve evreni tek bir bütünsel yapı olarak görebilirsek Einstein' ın salt uzay -zaman alanına ulaşabiliriz.

                                                                

Böylece zaman ' ın akış hızı zaman/uzay salt alanının   temel titreşim oranına (frekansına) ve devir adedine bağlı olmuş olur. İşte zaman/uzay salt alanının bu temel titreşim devrindeki harmonik sapmalar salt   uzay/zaman  geometrisinde boyutsal bir faz değişimi olan  uzay/zaman eğriliği olarak karşımıza çıkar bu bağlamda yerçekiminide uzay/zamanla birlikte  varolabilen bir fenomen olarak ortaya koymuş oluruz. Bir bakıma yerçekimi zaman içerisinde meydana gelen hafif bir zaman kaymasıdır. Yani yerçekimi denen uzay eğriliği,  uzay alanı içerisindeki kuantum vakumuna ait her bir noktanın  diğer bir noktayla olan eşzamanlılık uyumunun yitirilerek zamansal bir faz farkınının meydana gelmesi olayıdır.Ve bu da kütleçekiminin kuantum harmonik osilatöründeki  titreşimsel bir sapma olarak ortaya çıktığını göstermiş olur. Böylece ''uzay/zaman çizğilerine bağlı bir maddeyi'' oluşturan atom-altı zerrelerin elektromanyetik enerjisini hızlandırarak bir tür zaman kayması etkisi denebilecek boyutsal bir faz değişimi yaratabiliriz. Ve böylelikle PHİLADELPHİA DENEYİ' nde sözü edilen geminin,  ''alansal enerjilerin karşılıklı rezonansı ve çatıştırılması ilkesiyle'' maddenin (geminin) zaman fazında da bir değişme yaratabilmemiz  ve geminin ortadan kaybolması olanaklı hale gelmektedir. Bu deney bir yalan yada bir fantezi ürünü olsada bu düşünce bir gerçektir!

Zamanın zaman yolculuğuna ilişkin niteliğini açıklarken şu iki soru vardır: Birincisi zaman nelerden oluşur sorusu -birbirine kopmaz zincirlerle bağlı tarih örgüsünden mi ya da üstüste veya yanyana konmuş "AN" lardan mı?

Bir dördüncü boyutta üst-üste binen ya da yanyana gelen iki ayrı zaman dilimindeki- iki ayrı olayı -üç boyutlu zihnimizle hayal edebilmek oldukça güçtür.Zaman'ı fiziksel bir uzunluk olarak görebilmeyi başardığımızda onu eğip-bükerek geçmişin ve geleceğin fiziksel noktalarıyla bitiştirebileceğimiz gerçeği ortaya çıkar. Zaman, çok plastiksi bükülüp-katlanılabilen bir akıştır, bir boyuttur ya da bir uzamdır derken 'zaman fenomeninin' enerji alanlarına bağlı bir titreşimsel ritmin yansıması olduğunu bilmeliyiz.Uzaya bağlı bu farklı zaman frekanslarının  -birbirine devreden zaman titreşimlerinin- uzayda yaratılacak güçlü elektromanyetik uyaranlar karşısında   birbirleriyle senkron hale gelebileceğini ve bu frekansların üstüste binip çatışabileceğini ifade etmek istiyorum.Dev elektromanyetik düzeneklerce 'uzay-zamanın enerji vakumu' içerisinde yaratılan çatışma alanlarının ortasına düşen insanlar ve cisimler, gemiler ve uçaklarda uzay-zamanın makroskopik ölçeklerde kendi üstüne bükülüp- eğrilen çizğilerince zamanda ya da mekanda kaymalara uğrayabilirler. Aslında zaman boyutlarının dördüncü boyutta asılı duran elektromanyetik bir frekanslar bütünü olduğunu kavradığımızda, katı sandığımız, gerçek dediğimiz tüm yaşamımızı paylaştığımız herşey tüm binalar, bu gezegen, yıldızlar, hatta uzay boşluğunun kendisi bile ve hatta tüm bunları yansıtan-içine alan 'Geçmiş-Şimdi-Gelecek' dediğimiz zaman kalıplarının bile dev bir elektromanyetik seraptan başka bir şey olmadığını idrak ederiz.Bu bilgi bize kendi zaman boyutumuzu nasıl etkileyerek değiştirebileceğimize dair derin bir öngörü sunar! Sonuçta basit bir anlamda  zaman makinesi modeli   yüksek güç ve frekanslarda elektromanyetik alanlar  üreten bir araç olarak karşımıza çıkar. Bu araç kendi alansal enerjisiyle ''bir alan frekansı yapısında olan zaman'a'' doğrudan etki ederek bir tür frekans bandı yapısında olan zaman dalgaları(boyutu) içerisinde ileri ve geri yerdeğiştirebilir.

Zaman'ın, maddeyi oluşturan enerjinin titreşimsel bir ritmi oluşu, zaman'ın maddeden ayrılmaz olması anlamına gelir.Zaman burada, maddesel oluşumun yapısına karışan bir öğe durumundadır.Öyleyse enerji denetimi ile zaman'ın akışıda(ritmi) denetlenebilir.Ayrıca konuya şöyle bir yaklaşımda da bulunabiliriz; Evren, doğa, insan ve zamanı ayrı ayrı düşünmek yerine, hepsini içiçe düşünmek ve bir bütünün parçaları gibi algılamak gerekir.Öncesiz ve sonrasız zamanı, evrenin yaratılışına paralel olarak düşündüğümüzde ortaya   evrensel zaman çıkmaktadır.Bu zaman kavramı, herşeyi içine alan bir karekterdedir.Zaman deyince, insan aklının sınırlarını zorlayan zaman kavramı budur.Aslında tüm evren tek bir evrensel zaman dalgası kalıbı içerisnde kendini gösterir.Fakat zaman o kadar plastiksi bir yapıdadır ki evrendeki madde ve enerji dağılımına bağlı olarak farklı yerlerde farklı hızlarda   akarak zaman/uzay çerçevesini delmeyecek şekilde esneklikler gösterebilmektedir.Yani temel zaman dalgası harmonik sapmalar ve esnemeler yapmaktadır.Ama hiç bir madde ve enerji olağan koşullar zorlamadıkça temel zaman alanının dışına çıkmaz.

Her varlığın yapı ve konumları itibariyle, izafi zamanları vardır.Zaman, evren boyunca ne kadar esneyip kasılsada ''zaman'ı'' heryerde geçerli olmak üzere genel bir an olarak nitelemek yerinde olur.Buradan hareketle, doğası açısından zamanın tekliği ve sabitliği söylenebilir.Zaman boyutlar içinde farklılıklar gösterir.Bizim için çok önemli olan zaman olgusu, farklı bir boyutta belki hiç önemli olmayacaktır.An,evrenin heryerinde şimdi değildir.Her yerin, her sistemin kendine özgü bir zamanı vardır.Bu nedenle, bir olayla ilgili, her sistemin yaşamakta olduğu zamanı, bu sistemin diğer sistemlere olan relatif, yani izafi durumunu belirlemezsek,o olayın şimdi ve bu anda olduğunu söylememiz imkansız olur.Bizim için şimdi ve sonra kavramları, başka bir boyutta, farklı bir şimdi ve sonra kavramı haline dönüşür.O halde bizim için “an” şimdi olmakla birlikte,başka bir boyutta şimdi değildir.Acaba evren insanın bildiği üç boyuttanmı oluşmuştur?Başka boyutlar varmıdır?Ancak zaman, mekan içinde bir dördüncü boyuttur.Evet başka zaman/uzay süreklilikleride vardır.Zaten boyut farkına neden olan şey farklı zaman akış hızları yada farklı zaman fazları denen şeydir.

Aslında ne ilginçtirki kendi zaman ve mekanlarına sahip farklı boyutlar burda bizim zamanımızda kesişiyorlar. Yani iç-içe farklı boyutsal realiteler vardır.Ve her boyut bir temel titreşim düzeyini(temel zaman alanını) ifade eder.Buna göre bu boyutlardan birine ait bir maddenin titreşim frekansının bir şekilde diğer boyutlardan etkilenerek bir anda diğerine atlaması anlaşılmaz birşey değil! Cisimler bir anda başka bir boyuta geçiyor ve sonra yeniden kendi boyutunun frekansına dönüyor.Zaman frekansları bizim şu anımızdan geçmiş ve geleceğe doğru açılan bir zaman çizgisini oluşturmakla birlikte, Şu AN'ın zaman frekası dalgasını genişletecek olursak  bizim geçmiş ve geleceğimizde yer almayan farklı bir uzay/zaman sürekliliği içerisine doğru kendimizi kaydırmış oluruz.Bu zamanda yolculuk değildir.Sadece farklı bir paralel evrene geçiştir.Oranın kendine göre  farklı bir zaman akış hızı vardır. O boyut bizim zaman/uzay sürekliliğimizden ayrı bir maddesel realitedir.

                 

Bilinmelidir ki geçmiş, gelecek ve şimdi, ardardına gelen, devreler halinde birbirini takip eden titreşimler serisidir.Şimdi'ki zaman'ı belirleyen titreşim dalgasının genliği-dalga boyu ve vuruş genişliği üstünde bir sapma yaratarak zaman frekansları arasında karışıklık yaratarak bir zaman diliminden diğerine sıçrayabiliriz. Zaman çizğisinin kendisi üst- üste binen üç boyutlu elektromanyetik frekanslardan kurulu bir hologramlar bütününü temsil eder. Her bir AN bir uzay/zaman hologramı'nı ifade eder. Bu hologramın fiziksel yapısı 'üç boyutlu elektromanyetik bir ışık havuzu' olarak görülmeli. Matematiksel olarak nokta hareketle çizğiyi, çizği hareketle yüzeyi meydana getirdiği gibi AN'sal noktalar( biribirine devreden titreşimsel atmalar)da hareketle zaman çizğisini meydana getirir. Ve böylece üstüste binerek, yanyana gelerek birbirini tamamlayan boyutlar silsilesi ortaya çıkar.

Aslında içinde bulunduğumuz gerçeklik zaman yolcuları tarafından binlerce kez değiştirilmiş orijinal gerçekliğin çarpıtılmış bir hali olabilir.İnsan anıları ve belleği de zaman ve uzay matriksinin bir parçası olduğu için zamanın içindeki insan bu değişikliği asla fark edemez! Bize sanki geçmiş hep aynı geçmiş gibi gelir.Ama 'gerçek' görmek istemeyeceğiniz kadar esnek, kaotik ve plastiksi  bir yapıdır. Sonsuz geçmiş ve gelecek birbiriyle kuvantum vakumu düzeyinde grift bir bağlantı içerisindedir. Geçmiş ve gelecek iç içe frekanslar halinde yaşanır. Geçmiştekiler bizi kendi ''şimdi'' lerinden algılayabilecekleri gibi bizde şimdiden geleceğe ait görüntü, ses ve bilgileri yakalayabiliriz. Tarihin değiştirilebileceği düşüncesi çatallaşan zaman/tarih düşüncesini de beraberinde getirir. Yani geçmişi değiştirirseniz, özgün zaman akışına -ki özgünlügü her zaman bir soru işareti taşır zaman yolculuğu olasılığının kabullenilmesiyle beraber- paralel yeni bir zaman akışı oluşabilir.. Nazi Almanya'sının dünya savaşını kazandığı bir tarih bunun olmadığı bir tarihle yanyana ayrı bir evren olarak var olabilir. Bunlara en iyi örnekler "alternatif tarih" öyküleridir. "Paralel dünyalar" ya da "paralel zamanlar" evrenin ve zamanın, zaman yolculuğuna izin veren yapısını açıklar.Aslında bir gerçeklik ve tek bir dünya vardır.Fakat olası potansiyeller sonsuzdur.Yani belki dünyada ilk söyleyen kişilerden biri olacağım fakat zamanın derin sırrını anlayanlar sanıldığı gibi aynı AN'da bir çok alternatif dünyanın illede bir arada olmasına gerek olmadığını anlayabilirler.Sanıldığı gibi bir yerlerde varolduğu sanılan  ''alternatif zaman çizğileri''  sadece matematiksel  olarak evrenin olası eğilimleri dizgesinin soyut bir ölçümü olarakta varolabilir. Fakat gerçekte olan tek bir dünyadır, bir çok dünya gerçeği değil..! Söz konusu olan tek bir gerçekliktir.

                       

Çok güçlü elektromanyetik dalgalarla uzay/zamanın bir noktasında yaratılacak elektromanyetik fırtınalar uzay/zaman geometrisini bozarak başka boyutlara doğru yerçekimsel bir tünel etkisi denen  uzay/zamansal bükülmeleri  yaratabilir.Yoğun elektromanyetik alanlar altında uzay/zamanın düz çizğileri bir dördüncü boyuta doğru ''eğrilip sipiralleşerek / bükülerek'' uzay/zaman çizğilerinin burulmasından oluşmuş yerçekimsel bir girdap etkisi ya da bir çeşit tünel etkisi' ne (solucan deliği) neden olur. 

"Zaman'ın var olduğu hangi anlamda söylenebilir?"
Çünkü Aristo'ya göre kaba bir tanımla sadece şekil ve maddenin karışımı olan şeylerin var olduğu söylenebilir.Geri kalan her şey bunlara atfedilen niteliklerdir.Zaman bir cismin (mesela bir saatin ya da yıldızların) hareketleri ile tanımlanır daha doğrusu bu "hareketlerin sayısıdır zaman".Bununla birlikte hareket cisimlerin bir niteliğidir Öyleyse zaman da cisimlerin bir niteliği olmalıdır.Yani bir uzayda cisim yoksa orada hareketten bahsedilemeyeceği gibi zamandan da bahsedilemez.
Plotinus bu tanıma pek çok bakımdan karşı çıkar.Herşeyden önce ona göre zaman bir sayı sırası değildir ancak sayılarla "numaralanan" şeydir. İkinci olarak ona göre zaman harekete değil,hareket zamana ihtiyaç duyar.Çünkü hareket bir cismin sürekli bir "anlar serisi" içinde sürekli bir noktalar serisinde bulunmasıyla gerçekleşir.Yani Plotinus'a göre cisimler dursa bile zaman akmaya devam eder,hareket de durgunluk da zaman içinde yer alan şeylerdir fakat zaman hiç birşey içinde yer almaz.
Esasında Aristotales de tanımındaki bir eksikliğin farkındadır ve şöyle yazar:"Zamanı hareketle ölçüyoruz ve hareketi de zamanla..."

                                                                    
“Zaman” dediğimiz (Einstein’ın 4. boyut adını taktığı) kavram, tamamen enerji - madde ve mekan üçlüsüne bağlı bir gelişimdir; madde - enerji - mekan sistemleri sabit, değişmez kalırlarsa, zaman diye bir şey oluşmuyor. "Olay" dediğimiz kavram, bir enerji akımı veya aktarımını yansıtır. Sokaktaki insanların ve diğer öğelerin bir an için her türlü enerji dönüşümünü kestiklerini düşünün: Hiçbir insanın hiçbir hücresi enerji alış-verişi yapmayacak; dolayısıyla hiçbir organı hareket etmeyecek ve insanlar bir heykel gibi o anki konumlarında donup kalacaklar; dünya dönmeyecek, sıcaklık değişmeyecek, hava hep aynı aydınlık derecesinde kalacak, rüzgar olmayacak, vs.. Bunun anlamı, her türlü enerji akışının durmuş olması ve hiçbir "olay" olmamasıdır. Düşünün, yukarıda anlatılan film şeridinde sahnelerde hiç bir değişiklik olmasa, her sahne bir diğerinin aynı olsa, “zaman” denilen farklılaşma belirtisi nasıl algılanabilirdi? Bir insan hiç değişmese, çevresindeki hiç bir şey değişmese, güneş hep aynı konumunda kalsa, ağaçlar büyümese, rüzgar esmese, kısacası, her şey bir resim gibi dondurulmuş olsa, zaman kavramıyla neyi kastedecektik? Dolayısıyla, “zaman”, madde -enerji- mekan üçlüsü arasındaki değişim ve dönüşümün göstergesidir. Değişim ve dönüşüm, enerjinin bir yerden başka bir yere akması sonucu oluşan bir olaydır. Bu değişim ve dönüşüm hem canlılar hem de cansızlar aleminde vardır; değişim ve dönüşümün kısa tanımı da “EVRİM” olduğuna göre, evrim hem canlılar aleminde, hem de cansızlar aleminde söz konusudur. Dolayısıyla, evrim(değişim) zaman kavramının eş anlamlısı olmaktadır.Bu anlamda ''hareket -enerji ve zaman'' aynı şeyi ifade eden üç kavramdır.Bu üç kavram tek bir kavramda birleşir bu kavram IŞIK 'tır.

 

Felsefe Nedir ?

 

 Yunanca seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum’ anlamına gelen phileo ve ‘bilgi, bilgelik’ anlamına gelen sophia sözcüklerinden türeyen terimin işaret ettiği entelektüel faaliyet ve disiplin.

Buna göre, felsefe Yunanlılar için, ‘bilgelik sevgisi’ ya da ‘hikmet arayışı’ anlamına gelmiştir. Başlangıçtaki bu özgün anlama göre, her türden bilimsel araştırmacıya filozof adı verilmiştir.

Başlangıçtaki söz konusu anlamına rağmen, felsefenin bir tanımını vermek oldukça zordur. Bunun en önemli nedeni, hemen bütün felsefe tanımlarının tartışmalı olmasıdır. Bu ise büyük ölçüde felsefe denen faaliyet ya da disiplini anlamının, veya felsefe anlayışlarının tarihin akışı içinde çağdan çağa, hatta filozoftan filozofa kökten bir biçimde değişmesidir. Örneğin, Platon ve Platoncular için felsefe, empirik gerçekliği değil de, idealar alemini, soyut kendilikler dünyasını betimleyen ve bütün doğruları nihai ilkelerden çıkarsamak suretiyle temellendiren a priori bir disiplindir. Oysa Aristoteles’te felsefe, gerçekliğin daha genel yönlerini betimlediği için, bilimlerin bir devamı olmak durumundadır. Felsefe bilimlerin ya kraliçesi, ya da onların önündeki engelleri ortadan kaldırdığı için, ağır işçisidir.

Ortaçağda dini inançları temellendirmek için, teolojinin hizmetkarı olma görevini üstlenen, başta ilahi gerçeklik ve onun dünya ile olan ilişkisi olmak üzere, yine gerçekliği betimleyen felsefe, empiristlerin, ama özellikle de J. S. Mill ve W. O. Quine gibi radikal empiristlerin gözünde de, diğer bütün disiplinler gibi, gerçekliği betimleyen bir etkinlik olmak durumundadır.

Felsefenin anlamı ve göreviyle ilgili bu mutabakatı bozan filozof, ünlü Kopernik devrimiyle Kant olmuştur. Zira ona göre, felsefenin nesnelerden ziyade, nesneleri bilme tarzımızla meşgul olması gerekir. Başka bir deyişle, Kant, bilimin gerçekliği betimlediği yerde, felsefenin şu ya da bu türden nesnelerle, Platon ‘un varoluşunu öne sürdüğü cinsten kendiliklerle uğraşmadığını savunmuştur. Felsefe, bunun yerine dış dünyadaki nesneleri deneyimleyebilmemizin veya bilebilmemizin zorunlu önkoşullarını araştırır.Bir de bunları bir şekilde tamamlayan, bilimin kendine özgü bir teknolojik, kültürel mana kazandığı 19. yüzyılın felsefe konsepsiyonlarından, bilime, bilimlere dayanan bilimsel felsefeyle dünyayı ve insanın dünyadaki yerine ilişkin genel bir görüş, bir dünya görüşü olarak felsefe anlayışından söz edildiğinde, herhalde felsefenin özü itibariyle rasyonel bir eleştirel düşünce, dünyanın genel doğasıyla (metafizik ya da varlık teorisi), dünya ile ilgili inançların mahiyeti ve haklılandırılması (epistemoloji) ve dünyamızdaki eylem tarzımız üzerine sorgulayıcı ve de refleksif bir düşünce etkinliği olduğu söylenebilir.

Buna göre, felsefenin konusu ‘nihai ve en yüksek şeyler’, genel olarak varlık, bir bütün olarak evrenin kendisini ya da insanın eylemlerini, yaşamını ve yazgısını en temelli bir biçimde etkileyen şeylerdir. Varlığı bir yönüyle ya da belli bir bakımdan ele alan bilimlerden farklı olarak, felsefe, varlığı bir bütün olarak ele aldığı, varlığı varlık olmak bakımından incelediği, olanı betimleyen bilimlerden farklı olarak olması gerekene yöneldiği için, konularına uygun düşen yöntem ya da yöntemleri kullanır.

Buna göre, felsefenin konuları arasında yer alan şeyler, duyuların ya da duyusal kavrayışın çok ötesinde kaldığı için, felsefe du­yuları kullanmaktan özenle kaçınır. Felsefe saf düşünceye, refleksiyona dayanır ve a priori bir araştırmadır. Buna göre, felsefe bir kavram analizinden oluşur ya da kavramsal analiz temeli üzerinde yükselir. Öte yandan, felsefe ulaştığı sonuçları kanıtlamak için, belirli ve kesin birtakım işlem ya da yöntemler kullanmaz.

Felsefe bilimle kıyaslandığında, bilimin dünyada yer alan şeyleri betimlerken, felsefenin onları sınıfladığını söylemek gerekir. Bilim bilgi verirken, felsefe bilginin ne olduğunu, neyi ve nasıl bilebileceğimizi araştırır. Öyleyse, felsefe varolan şeylerle ilgili olarak akla dayalı bir açıklama sağlar; bilimlerin ayrı ayrı ele aldığı olgu sınıflarının tümünü birden açıklayacak en genel ilkelere ulaşmaya çalışır. Bu anlamda felsefe, varlığın ilk ilkelerinin bilimidir. Özel bilimlerden kazanılan tüm bilgilerin eleştirisini ve sistematizasyonunu gerçekleştiren en genel bilim, bilimlerin bilimidir. Ve nihayet, felsefe insanın yaşamını, değerlerini ve amaçlarını sorgulayan, bu alanda insan yaşamının ve eylemlerinin kendilerine dayanacağı genel ilkelerin bilgisidir.

Felsefe bir faaliyet, bir düşünce faaliyetidir. İnsanın soru sorabilme yeteneğine dayanır ve bu bağlamda, o belirli türden sorular hakkında belirli bir türden düşünme faaliyetidir. Felsefeyi tüm diğer disiplinlerden ayıran en önemli özelliği, felsefenin bu türden sorular üzerinde düşünürken, mantıksal argüman ya da akıl yürütmeye dayanmasıdır. Buna göre, filozoflar, bu mantıksal akıl yürütmeleri ya kendileri yaratırlar ya da başkalarının akıl yürütmelerini eleştirirler. Filozoflar, aynı zamanda bu akıl yürütmelerin temelinde bulunan kavramları analiz eder ve açıklığa kavuştururlar.

Filozoflar, insan yaşamını ilgilendiren her şey hakkında akıl yürütebilir, her şeyi felsefi bir problem konusu yapabilirler. Filozoflar, örneğin bizim apaçık ve doğru olduklarına inandığımız inançlarımızı sorguya çekerler. Yaşamın anlamını meydana getirdiğini söylediğimiz temel sorular üzerinde dururlar. Dinle, Tanrı’nın varoluşuyla, doğru ve yanlışla, dış dünyanın varoluşuyla, bilginin kaynağı ve sınırlarıyla, bilimle, sanatla ve daha birçok konuyla ilgili sorular üzerinde akıl yürütüp, bu sorulara genel geçer ve nesnel yanıtlar getirmeye çalışırlar.

 

 

MATEMATİK NEDİR ?

 

    Hızla gelişen ve değişen dünyamızda, genellikle öğrencilere sıkıcı, sevilmeyen ve soyut, (öğrenci diliyle zor, kabus,...) bir disiplin olarak görülen Matematiğin yeri ve önemi giderek artmaktadır.

    Matematik Terimleri Sözlüğü'nde Matematik; "biçim, sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki ilişkilerini us bilim yoluyla inceleyen ve sayı bilgisi, cebir, uzay bilim gibi dallara ayrılan bilim" olarak tanımlanmaktadır. Ancak "Matematik nedir?" sorusunu tek bir tanımla tam olarak yanıtlamak oldukça güçtür.

      Matematiğin ne olduğunu, onun özelliklerini ve öğelerini belirterek daha iyi açıklamak mümkündür.

    Matematiğin öğeleri ise, mantık, sezgi, çözümleme, yapı kurma, genellik, bireysellik ve estetikten oluşur.

    Bu özellik ve öğelere dayalı olarak şunu belirtebiliriz. Matematik, yeni bilgilerin elde edilmesi, elde edilen bilgilerin açıklanması, denetlenmesi ve sonraki kuşaklara aktarılmasında yer ve zamana bağlı olmayan güvenilir bir araçtır.

    Bir Düşünce biçimi ve evrensel bir dil olan matematik günümüzün gelişen dünyasında birey, toplum, bilim ve teknoloji için vazgeçilmez bir alandır. Günlük yaşamda, iş ve meslekte gerekli olan çözümleyebilme, usavurabilme,iletişim kurabilme, genelleştirme yapabilme, yaratıcı ve bağımsız düşünebilme gibi üst düzey davranışları geliştiren bir alan olarak matematiğin öğrenilmesi kaçınılmazdır.Günümüz toplumunun, sorunların üstesinden gelebilecek, problem çözebilecek bireylere gereksinmesi vardır. Matematik öğretiminin her aşamasında matematik öğretiminin amaçları ve öğretimde kullanılacak genel ilkeler göz önünde bulundurulmalıdır. matematik her biri üzerine kurularak gelişen bir alan olduğundan, ön öğrenmelerin önemi büyüktür. Bu durum her zaman hatırlanmalı ve her aşamada ölçme ve değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca, matematik öğretiminde duyuşsal özellikler dikkate alınmalı ve öğrencilerin matematiğe ve matematik dersine karşı olumlu tutumlar geliştirmelerine yardımcı olunmalıdır. Planlı öğretimin tüm ilkelerine matematik öğretiminde de uyulmalıdır. 

          Matematiğin Özellikleri      

  • Matematik bir disiplindir.

  • Matematik bir bilgi alanıdır.

  • Matematik, bir iletişim aracıdır.Çünkü kendine özgü bir dili vardır.

  • Matematik, ardışık ve yığmalıdır, birbiri üzerine kurulur.

  • Matematik, varlıkların kendileriyle değil, aralarındaki ilişkilerle ilgilenir. 

  • Matematik, bir çok bilim dalının kullandığı bir araçtır.

  • Matematik, insan yapısı ve insan beyninin yarattığı bir soyutlamadır.

  • Matematik, bir düşünce biçimidir.

  • Matematik, mantıksal bir sistemdir.

  • Matematik, matematikçilerin oynadığı bir oyundur.

  • Matematik, bir cevizdir. Nasıl cevizi yemek için kırmak gerekiyorsa, matematiği anlamak için de içine girmek gerekir.

  • Matematik, bir anahtardır.

  • Matematik, bir değerdir.

  • Matematik; dil, ırk, din ve ülke tanımadan uygarlıklara zenginleşerek geçen sağlam, kullanışlı evrensel bir dil, bir ekindir. Birey için, toplum için, bilim için, teknoloji için vazgeçilmez değerdedir. Yayılma alanına ve derinliğine sınır konamayan bir bilimdir, bir sanattır.

  • Matematik, insan aklının yarattığı en büyük ortak değerdir.Evrenselliği onun gücüdür. Çağları aşarak bize ulaşmıştır. Çağları aşarak, yeni kuşaklara ulaşacaktır. Büyüyerek, gelişerek, insanlığa hizmet edecek; her zaman taptaze ve doğru kalacaktır. 

  • Matematik, insanın düşünce sistemini düzenler.

  • Matematik, insanın doğru düşünmesini, analiz ve sentez yapabilmesini sağlar.

  • Matematik, doğruyu, gerçeği görmek, iyi düşünmek, sonuca giderek kazanmak, yani rahat bir hayat geçirmek demektir ve hayatımızda devamlı olarak mevcuttur.

        Kısaca Matematik bir Yaşam biçimidir. 

    Matematiğin kendi değeri yanında, fizik, kimya ve dolayısıyla mühendislik ve askerlik gibi pratik alanlara ve bilhassa son zamanlarda biyoloji, ekonomi ve hatta sosyal bilimlere yardımı hızla arttığından, bu bilim her millet için hayati bir önem kazanmıştır.

 

HİÇBİR ARAŞTIRMA, MATEMATİK İSPATTAN GEÇMEDİKTEN SONRA BİLİM ADINI ALMAYA LAYIK OLAMAZ.  

  LEONARDO DA VINCI  

 

 

FİZİK NEDİR ?

 

       Madde ve madde bileşenlerini inceleyen, aynı zamanda bunların etkileşimlerini açıklamaya çalışan bir bilim dalıdır. Fizik genellikle cansız varlıklarla uğraşan, fakat çok zaman canlılarla ilgilenen bilimlere de yardımcı olan bir bilim kolu olaraktan anılır.

       

      Fizik kelimesi yunanca ''Doğa'' anlamına gelen terimlerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle yakın zamana kadar fiziğe ''Doğa felsefesi'' gözüyle bakılıştır. Astronomi, Kimya, Biyoloji, Jeoloji,.....v.s. de birer doğa bilimi olmalarına rağmen, fiziğin en temel doğa bilimi ve aynı zamanda bu doğa bilimlerinin en önemli yardımcıları olduğu gerçektir. Diğer taraftan Tıp, Mühendislik...v.s. gibi uygulamalı bilimlerde çok kullanılan ve bazılarının temelini oluşturan Fizik, ilk bakışta hiç ilgisi olmadığı düşünülen arkeoloji, psikoloji, tarih...v.s. konularında da önemli bir yardımcıdır. Ancak konusu bakımından Fiziğe en yakın, hatta Fizikle içiçe olan bilim öncelikle kimyadır.

 

          O halde Fizik hemen hemen tüm bilimlerin gelişmesine yardımcı olmakta ve bir çok konuda onlarla iş birliği yapmaktadır. Bu işbirliğinden şüphesiz Fizikte yararlanmakta ve gelişmektedir. Fiziğin en yakın yardımcısı ise Matematiktir. Matematik bilimi kısaca Fiziğin dilidir.

 

    Temel doğa bilimi olan Fizik, evrenin sırlarını, madde yapısını ve bunların arasındaki etkileşimlerini açıklamaya çalışırken Fiziğin başlıca iki metodu vardır; bunlar gözlem ve deneydir. Doğa olaylarının çeşitli duyu organlarını etkilemeleri sonucu Fizikte çeşitli kolların gelişmesi sağlanmıştır. Bu sebeple görme duyusunu uyandıran ışıkla beraber Fiziğin bir kolu olan optik gelişmiştir. Aynı şekilde işitme ile akustik, sıcak soğuk duygusu ile termodinamik...v.s. fizik konuları ortaya çıkmıştır.Bunların yanı sıra elektromagnetima gibi doğrudan duyu organlarını etkilemeyen kolların da gelişmiştir. Fiziğin 19. yüzyılın sonuna kadar geçirdiği aşamalarda geçirdiği aşamalarda her ne kadar mekanik temel ise de, birbirinden bağımsız olarak incelenen Fizik konuları klasik fizik altında toplanabilir. 20. yüzyılın başından itibaren klasik fizik kurallarından daha değişik, ancak çok daha mantıklı ve mükemmel sonuçlar elde edilmiştir. Bu tür modellerle olayı açıklayan Fizik kolları ise Modern Fizik adı altında toplanmıştır. Fizik eğitimi bugünde gerçeğe çok yakın sonuçlar veren Klasik Fizikle başlamaktadır.

 

 

EDEBİYAT NEDİR ?

 

     Edebiyatın ne olduğunu anlayabilmek için onun, dilden, konuşma ve düzyazı dilinden farklı olan yanlarını ortaya koymak gereklidir.

Konuşma ve düzyazı dilinde, dil bir araç, sözcükleri kullanmakla girişilmiş, belli bir amaca dönük eylemdir. Doğruyu araştırma, ortaya koyma, başkalarına iletme aracıdır. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler görevini yaptıktan sonra işe yaramaz hale gelir. Önemli olan meydana getireceği sonuçlardır. Sonuç yani amaç, onu okuyan, ya da dinleyendeki değişimdir. Düşüncemizi dile getiren sözcükleri nasıl biçimlendirdiğimizi unuturuz. Onlar aracılığı ile düşüncemizi ilettiğimiz kişi de onların nasıl biçimlendirildiğine dikkat etmez. Unutur. Dil, bizi doğrudan doğruya öteki insanlarla yada eşya ve düşüncelerle karşı karşıya getirir. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler saydamdır. Uçarıdır. Aradan kaybolur gider.

Oysa şiir ve edebiyatta bunların tam tersi oluşmaktadır.

Şiir ve edebiyatta dil bir araç değil, biraz amaçtır. Şiir ve edebiyatta dil, sözcükler, cümleler ve biçimler nesnel (objektif) hale gelirler, şeyleşirler.

İnsanla öteki insanların, eşyanın ve düşüncelerin arasına girip saydamlaşmaz şiir. Uçarı hale gelmez konuşma ve düzyazı da olduğu gibi. Tam tersine, karşımıza çıkar. Resim gibi, heykel, müzik, yapı gibi (eşya) değeri kazanır.

Şair cümle kurmaz, bir nesne meydana getirir. Sözcüklerle, güzel, unutulmaz biçimler yaratır. Sözcüklerin bir araya özel biçimler altında getirilişinde derin eğilimler dürtüsü vardır.

Şair, dilde olduğu gibi sözcüklerden yararlanmaz. Onlara yararlı olur. Renk, ses, hacim gibi onları şeyleştirir, kırar, bozar ve yeniden birleştirerek bir şiir dünyası kurar.

Sözlerin ve sözcüklerin nesnelleştirilerek özel işaretler, deyişler, tılsımlı biçimler haline getirilmesi, bunların sihir ve büyü alanında kullanılması, unutulmayan, ezberlenen özel biçimlerle tekrar edilmesi, şiirin doğuşunu hazırlayan en eski etkenlerdir. Bu yönden denilebilir ki, yazı şöyle dursun, tam konuşma dilinin bile gerçekleşmediği, insanın ve insanlığını en eski tarihinde şiir ve şiir dili vardır. Demek ki, edebiyat, dilden önce idi.

Bununla beraber gerçek şiir ve edebiyat yazının bulunup kullanılmasından sonra gelişmiştir.

Sanat dışı konularda (politika, hukuk, mektup vb. alanlarda) bile ilk yazılı metinler, edebiyata yakın, destanî, güzellik iddiası ile yüklü oldukça nesnel eserler olmuşlardır.

 

EDEBİYATTA AKIM DENİLİNCE NE ANLAŞILIR?

   Akım, insan düşüncesinin ve yaşamının, tarih içinde değişik dünya görüşlerinin birbirini izleyerek devam etmesidir.

Tarih boyunca insanlar her çağda bilim ve felsefe verilerinden, sosyal, ekonomik, siyasal gerçeklerden esinlenerek, ileriye doğru atılımlar yaparak, eskiyen düşünce ve biçimlerin yerine yenilerini ve başkalarını koyarlar.

İyiye, Güzele ve Doğruya” sloganı ile ifade edilen bu atılımlar yeni ahlâk, estetik ve bilim değerleri getirirler.

Sanat ve edebiyat akımları her çağın kendine özgü gerçekleri ve değerleri açısından ortaya atılan güzellik anlayışları, estetik görüşleri ve ölçüleridir.

Edebiyat ve sanat akımları, milli ve milletlerarası bilimsel, felsefi, sosyal, ekonomik, siyasal, ahlâki, dinsel yaşamın ürünleri olurlar ve tarihsel değerlerin uzantısı içinde eskiye ve kurulu düzene varolan edebiyat ve sanat anlayışına karşı ihtilâlci karakter taşırlar.

Ama bu devrimci karakter çoğu kez yöntemlerde ve yöntemlerin uygulanışında göze çarpar. Oysa edebiyat ve sanat akımları tarih içinde klâsik görüşlere zaman zaman dönerek tazelemeler, tekrarlar, yeniden değerlendirilişler yapmaktadırlar.

Her toplumun edebiyatında, kendisine özgü milli akımlar, aşamalar vardır. Fakat bunlardan bir kısmı ulusal sınırları aşarak uluslararası değer ve kapsam kazanırlar. Sonra bunlar ulusal sanatları etkiler.

Edebiyat ve sanat akımlarına ekol, okul, meslek ve çığır da denilmektedir.

 

     DÜNYA ÇAPINDA ETKİLER YAPMIŞ OLAN SANAT VE EDEBİYAT 

AKIMLARININ EN ÜNLÜLERİ HANGİLERİDİR?

 

     Uluslararası değer taşıyan etkili edebiyat akımlarını şöyle sıralayabiliriz:

 

1-     İlkel edebiyat

2-     Doğu edebiyatı

3-     Anadolu edebiyatı

4-     Arap edebiyatı

5-     Batı edebiyatı

6-     Mistik edebiyat

7-     Hıristiyan edebiyatı

8-     İslâm edebiyatı

9-     Hümanist edebiyat

10- Rönesans

11- Klasisizm

12- Romantizm

13- Realizm

14- Natüralizm

15- Parnassizm

16- Sembolizm

17- Kübizm

18- Fütürizm

19- Dadaizm

20- Sürrealizm

21- Egzistansiyalizm

OPS !

 
 
 
 

LAGA LUGA

         

                                                Her Dilde Seni Seviyorum !

 

Almanca : Ich liebe dich


Alsakça : Ich hoan dich gear


Amharikçe : Afekrishalehou


Apaçice : Shetne she-n zho-n


Arapça : Ohiboke


Arnavutça : Te dua


Baskça : Maite zaitul


Bengalce : Ami tomake bahlobashi


Birmanyaca : Chit pa de


Bolivyaca : Qanta munani


Boşnakça : Volim te


Bulgarca : Obicham te


Chamoruca : Hu guayia hao


Cheyennece : Ne mehotatse


Chichewaca : Ndimakukonda


Creolece : Mi aime jou


Çekce : Miluji tje


Çince : Ngo oi ney


Danca : Jeg elsker dig


Ekvadorca : Canda munanş


Endonezyaca : Saya cinta padamu


Eskenazice : Kh hob dikh lib


Esperantoca : Mi amas vin


Estonyaca : Mina armastan sind


Etyopyaca : Afgereki


Farsça : Tora dost daram Tasca : Kanbhik


Fince : Rakastan sua


Fransızca : Je t'aime


Frizyece : Ik hald fan dei


Galiçyaca : Querote


Galce : Rwy'n dy garu di


Ganaca : Me dor wo


Grönlandça : Asavakit


Gujartice : Hoon tane pyar karoochhoon


Hausaca : Ina sonki


Hawaice : Aloha wau ia'oe


Hırvatça : Volim te


Hintçe : Mai tumse pyar karta hun


Hollandaca : Ik hou van je


Hopice : Nu'umi unangwa'ta


İbranice : Anee ohev otakh


İngilizce : I love you


İspanyolca : Te qulero


İsveçce : Jag aelskar dig


İzlandaca : Eg elska Thig


İrlandaca : T'a gr'a agam thuit


İtalyanca : Ti amo


Japonca : Kimi o ai shiteru


Kamboçyaca : Bon sro lanh oon


Katalanca : T'estimo


Keltçe : Ta gra agam ort


Korece : Sa-rang-hae-yo


Korsikaca : Ti tengu cara


Laoca : Koi muk jao


Latince : Te amo


Letonyaca : Es tevi milu


Lübnanca : Bahibak


Litvanyaca : As tave myliu


Luxemburgca : Ech hun dech gaer


Macarca : Szeretlek


Maice : Wa wa


Makedonyaca : Te ljubam


Malayca : Saya cintamu


Marshallesece : Yokwe yuk


Mohawkça : Konoronhkwa


Moğolca : Be chamed hairtai


Navajoca : Ayor anosh'ni


Ndebelece : Niyikutanda


Nepalce : Ma timi sita prem garchhu


Norveçce : Jeg elsker deg


Pakistanca : Mujhe tumse muhabbat hai


Polonyoca : Kocham ciebie


Portekizce : Eu te amo


Punjabice : Main tainu pyar karna


Rumence : Te iubesc


Rusça : Ya tebya lyublyu


Samoaca : Ou te alofa outou


Sanskritçe : Twayi snihyaami


Seylanca : Mama oyata adarei


Sesothoca : Kiyahorata


Sırpça : Volim te


Siyuca : Techihhila


Slovakça : Lubim ta


Slovence : Ljubim te


Somalice : Waan ku jeclahay


Swahilice : Nakupenda


Tagologça : Iniibig kita


Tahitice : Ua here vau la one

 
Taylandca : Phom rug khun


Teluguca : Nenu minnu premistunnanu


Tunusça : Ha eh bak


Türkçe : Seni seviyorum


Ukraynaca : Ya ebe kokhayu


Urduca : Main tumse muhabbat karta hoon


Vietnamca : Anh yeu em


Yunanca : S'ayopo


Zuluca : Ngiyakuthanda


Zunice : Tom ho'ichema ...

 

 

SEN VE BEN

Bu ulkede 65 milyon nufus var 
Bunun;
35 milyonu 15 yasindan kucuk.

Kaldi 30 milyon 
10 milyon emekli var.

Kaldi 20 milyon 
2 milyon kisi asker.

Kaldi 18 milyon 
2 milyonu devlet memuru.

Kaldi 16 milyon 
13 milyon kisi belediye ve devletle ilgili islerde calisiyor.

Kaldi 3 milyon 
1 milyonu hasta veya hastanelerde.

Kaldi 2 milyon 
1,8 milyon lise ve universite ogrencisi.            

Kaldi 200,000 
199,998 issiz var.

Geriye 2 kisi kaliyor:                                    

Sen ve Ben                                                     
Sen bilgisayarinin basinda fikra okuyorsun 
Butun isleri ben yapiyorum !! 
CALIŞ BiRAZ !!!!!

 

              PC ATASÖZLERİ

        Ağ alma komşu al.
      Orjinal program kullananı dokuz ağdan kovarlar.
      Görünen ağ protokol istemez, sakla setup'ı gelir zamanı.
      Avi. gelen yerden mp3 esirgenmez.
      Bugünün işini görev zamanlayıcısına bırakma.
      Dos kocamış; windowsun maskarası olmuş.
      Beleş anti-virüs programı; virüsü türkü çağıra çağıra ararmış.
      'Kazaa' yüklüyorum demez.
      Hard diski virüs bassa norton'a vız gelir.
      Sora sora crack bulunur.
      Bin gigabyte'ın olsa da, bir gigabyte'ı olana danış.
      Zip'le yatan rar'la kalkar.
      İşletim sistemi windows olanın, başı beladan kurtulmaz.
      Eceli gelen windows mavi ekrana düşer.
      Yazılımsız donanım, donanımsız yazılım olmaz.
      Ram'sız windows oynamaz.
      Sakınan diskte bad sektör çıkar.
      Pc'ye mac vermişler, hani benim akvaryumum demiş.
      Dos işler windows övünür.
      Ak anti-virüs kara gün içindir.
      Hatasız program olmaz.
      Bana işlemcini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
      Bir virüse sistem yakma.
      Paran çoksa yeni bilgisayardan bıkma, işin yoksa chatten çıkma.
      Windows'uma söven, linux kullansa bari.
      Formatlanmış diskin davası olmaz.
      Eski dos'tan windows olmaz.
      Reset'te keramet vardır.
      Windows'unu açık unutanın ziyaretçisi pek olur.
      Windows'a service pack de yüklesen, windows yine windows'tur.
      Windows'u seven maviye katlanır.
      Çökecek windows bilgisayarda durmaz.
      Kaspersky'nin olmadığı yerde norton'a abdurrahman çelebi derler.
      Yazıcının şahidi tarayıcı.
      Dağ dağa kavuşmaz, bilgisayar bilgisayara kavuşur



100 KİŞİLİK KÖY

Dünya nüfusunu, mevcut halklarin nispetlerini muhafaza ederek, 100
kisilikbir köy kadar küçültebilseydik bu köy söyle olacakti:
57 Asyali 21 Avrupali,14 Amerikali (Kuzey,Orta,Güney)ve 8 Afrikali. 
Bunlarin 52'si kadin  , 48'i erkek olacakti.
30 beyaz,  70 beyaz olmayan,
30   Hiristiyan, 70  Hiristiyan olmayan,    
89 heteroseksüel, 11 homoseksüel.
6 kisi bütün servetin   % 59'una sahip olacakti ve bunlarin
hepsi ABD kökenli olacakti.  
20 kisi iyi evlerde    yasayacakti,
30 kisi okuma-yazma     bilecekti,
1'i ölmek üzere  , 1'i de dogmak   üzere olacakti.  
1 kisi bilgisayar   sahibi,
1 kisi de (evet, sadece 1 kisi) üniversite mezunu   olacakti.
Simdi sunlari göz önünde bulundurun:
Eger bu sabah hastalikli   degil de saglikli uyanmis iseniz, 1
hafta sonrasini göremeyecek olan 1 milyon insandan daha sanslisiniz.
Bir harp tehlikesi   ile, iskence görmek   ihtimali ile, aç kalma
korkusu   ile karsi karsiya degilseniz,   500 milyon insandan daha
iyisiniz.Tutuklanmaktan  , iskence görmekten yahut öldürülmekten
korkmadan ibadethaneye   gidebiliyorsaniz 3 milyar kisiden daha iyi bir sansa
sahipsiniz.Buzdolabinizda yiyeceginiz  , üzerinizde elbiseniz  ve      
basinizi sokup uyuyabileceginiz bir eviniz  varsa,
dünyadaki insanlarin % 75'inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdaninizda para   varsa, dünyanin en imtiyazli % 8'i
arasindasiniz.Anneniz, babaniz  sağ ise, siz bu dünyada nâdir kisilerden
birisiniz.Birisi sizi düsündü ve bunu gönderdi, çünkü okuma yazma 
bilmeyen 2 milyar kisiden biri degilsiniz.
Paraya ihtiyacin yokmus gibi çalis. 
Kimse seni üzememis gibi sev. 
Kimse seni seyretmiyormus gibi danset.              
Kimse seni dinlemiyormus gibi sarki söyle  .
VE kimseyi umursamadan sev...
Bu mesaji dostlarina gönder    .Göndermezsen hiçbir sey olmaz.
Gönderirsen, belki bunu okuyan birisi gülümser......
Veya...... sen gene her zaman yaptigin gibi nereye oldugunu bilmeden,
kanter içinde kosmaya   ve hayattan sikayet   etmeye devam et.

 

ZAMANLA KAYBETTİKLERİMİZ

Bir gün insan virgülü kaybetti, o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı;
cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti.
Sonra ünlem işaretini kaybetti; alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne bir şeye seviniyordu. Hiç bir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.Bir süre sonra soru işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu, hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne evren, ne dünya, ne de kendi apartmanı umurundaydı. Birkaç yıl sonra iki nokta üst üste işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmıştı. Kendine özgü tek şüncesi yoktu, yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. düşünmeyi unuttu ve böylece son noktaya erişti.

 

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ ?

•kendi dirsegini yalamanin imkansiz oldugunu ?
•ordegin vakvaklamasinin yanki yaratmadigini ve bunu kimsenin aciklayamadigini?
•dunyadaki fotokopi makinelerinde meydana gelen arizalarin %23 unun, makinenin ustune oturup kendi popolarinin fotokopisini cekmek isteyen insanlar sayesinde meydana geldigini?
•yasamin boyunca uyku sirasinda yaklasik 70 bocek ve 10 orumcek yiyecegini?( Mmmmh!!:)
•idrarin zifiri karanlikta parladigini?
•eger cok siddetli hapsirirsan, kaburgalarindan birini kirabilecegini?
•Hapsirmayi engellemeye calisirsan,basindaki veya boynundaki damarlardan birinin yirtilabilecegini ve olebilecegini?
•hapsirdigin sirada gozlerini acik tutmaya calisirsan, yerlerinden firlayabileceklerini?
•domuzlarin vucut yapilarindan dolayi hicbir zaman baslarini yukari kaldirip gokyuzune bakamadiklarini?
•dunya nufusunun %50 sinin hic telefonla konusmadigini?
•farelerin ve atlarin kusamadiklarini?
•1 saat sureyle kulaklikla birsey dinlemenin kulaktaki bakteri sayisini %700 arttirdigini?
•cakmagin kibritten once bulundugunu?
•parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan icin benzersiz oldugunu?
•bu yaziyi okuyan insanlarin %75 inden fazlasinin, dirseklerini yalamaya calisacaklarini

 

CİHÂNA HİTABE

                   

Sakarya Şiiri

 
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..


Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?


İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında halâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.


Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!


İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!


Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
Necip Fazıl Kısakürek  ||
 

   

Çanakkale Şiiri

 
Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? 
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi 

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 

Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupa'lı" 

Dedirir, yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahpesi, yahut kafesi! 

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak 
Boşanır sırtlara vadilere sağnak sağnak. 

Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller, 
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller. 

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, 
Sürü halinde gezerken sayısız teyyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler, 
Kahraman orduyu seyret ki, bu tehdide güler!
 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? 

Hangi kuvvet onu, haşa edecek kahrına ram? 
Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam

Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar taşlar... 
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar, 

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; 
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor! 

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, 
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi, 
Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? 
"Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın. 

Hercümerc ettiğin edvara da yetmez o kitap 
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
 
"Bu taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına, 
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına,
 

Sonra gök kubbeyi alsam da rida namiyle 
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle 

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan 
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan. 

Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına 
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına. 

Türbedarın diye ta fecre kadar bekletsem, 
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem.
 
Tüllenen magribi akşamları sarsam yarana, 
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana... 


Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, 
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. 
 
 
Necip Fazıl Kısakürek  ||

 

                                                                    Kaldırımlar



Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.


Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn-cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.


İçimde damla damla bir korku birikiyor,
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler,
Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.


Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.


Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta,
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum...
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.


Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler...
Tak tak ayaksesimi aç köpekler işitsin.
Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.


Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim!
Gündüzler size kalsın verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim.
Örtün üstüme örtün, serin karanlıkları.


Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya.
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.


Necip Fazıl Kısakürek  ||
 
                      Çicekler Ve Anlamları                              Renklere Göre Çiçeklerin Dili   
                                                                    
                       Beyaz Gül :              Masumiyet                          Pembe Renk :       Şefkat  
                       Kırmızı Gül :            Aşk                                       Beyaz Renk :       Saflık Temizlik
                       Pembe Gül :              Gönlüm Senindir              Mavi Renk :         Yumuşak Huylu
                       Sarı Gül Sıcak :       Sevgi                                     Yeşil Renk :         Ümit ve İstikbal
                       Beyaz Karanfil :       Temizlik, Saflık               Mor Renk :           Dul
                       Kırmızı
Karanfil :     Sevgi                                 Altın Sarısı :        Sevinç, Bolluk
                       Pembe Karanfil :       İçtenlik                             Kırmızı Renk :      Aşk
                       Sarı Karanfil :         Hüzün                                Kaverengi :           Geçmiş
                       Anemone :                Gençlik                                Siyah Renk :         Üzüntü
                       Beyaz Glayör :         Dostluk                                Gri :                    Melankoli
                       Kırmızı Glayör :       İstek
                       Pembe Glayör :         Zerafet
                       Sarı Glayör :            Kiskançlık
                       Mor Glayör :            İnanç
                       Orkide :                  Marur, Gururlu
                       Sterlicya :               Sıcak Sevgi
                       Ağlayan Gelin :         İsyan
                       Nilüfer :                  Gelecek Yenileme
                       Beyaz Lale :             Saflık Temizlik
                       Kırmızı Lale :           Seni Seviyorum
                       Pembe Lale :            Anlayiş
                       Sarı Lale :               Gerginlik
                       Menekşe :               Alçak Gönüllü
                       Kamelya :                Mağrur
                       Lilyum 
:                   Güven
                       Frezya :                  Suçsuzluk
                       Beyaz Krizantem :    Sessiz İstek
                       Mor Krizantem :       Burukluk
                       Mercedes Güllü :      Melankoli
                       Altın Kadeh :            Umut                                         
                       Fulya :                     Unutma  

Image Hosted by ImageShack.us

§è× añd ƒî®st lêttê® øƒ ÿøû® ñamê

 
§è× añd ƒî®st lêttê® øƒ ÿøû® ñamê

 

Sex and your name (it seems to run true!!!) According to studies, your sexual identity is revealed by the First letter of your First name...what do you think? (Those of you with names that start with "N" will probably wish it started with"K"!) 

-A- You are not particularly romantic, but you are interested in action. You mean business. With you, what you see is what you get. You have no patience for flirting and can't be bothered with someonewho is trying to be coy, cute, demure, and subtly enticing. You arean up front person. When it comes to sex, it's action that counts notobscure hints. Your mate's physical attractiveness is important to you. You find the chase and challenge of the "hunt" invigorating. You are passionate and sexual as well as being much more adventurous than you appear; however, you do not go around advertising these qualities. Your physical needs are your primary concern. 

-B- You give off vibes of lazy sensuality. You enjoy being romanced, wined, and dined. You are very happy to receive gifts as an statement of the affection of your lover. You want to be pampered and know how to pamper your mate. You are private in your statement of endearments and particularly when it comes to lovemaking. You will hold off until everything meets with your approval. You can control your appetite and abstain from sex if need be. You require new sensations and experiences. You are willing to experiment. 

-C- You are a very social individual, and it is important to you to have a relationship. You require closeness and togetherness. You must be able to talk to your sex partner before, during, and after. You want the object of your affection to be socially acceptable and good looking. You see your lover as a friend and companion. You are very sexual and sensual, needing someone to appreciate and almost worship you. When this cannot be achieved, you have the ability to go for long periods without sexual activity. You are an expert at controlling your desires and doing without. 

-D- Once you get it into your head that you want someone, you move full steam ahead in pursuit. You do not give up your quest easily. You are nurturing and caring If someone has a problem, this turns you on. You are highly sexual, passionate, loyal, and intense in your involvement, sometimes possessive and jealous. Sex to you is a pleasure to be enjoyed. You are stimulated by the eccentric and unusual, having a free and open. 

-E- Your greatest need is to talk. If your date is not a good listener, you have trouble relating. A person must be intellectually stimulating or you are not interested sexually. You need a friend for a lover and a companion for a bedmate. You hate disharmony and disruption, but you do enjoy a good argument once in a while it seems to stir things up. You flirt a lot, for the challenge is more important than the sexual act for you, but once you give your heart away, you are uncompromisingly loyal. When you don't have a good lover to fall asleep with, you will fall asleep with a good book. (Sometimes, in fact, you prefer a good book.) 

-F- You are idealistic and romantic, putting your lover on a pedestal. You look for the very best mate you can find. You are a flirt, yet once committed, you are very loyal. You are sensuous, sexual, and privately passionate. Publicly, you can be showy, extravagant, and gallant. You are born romantic. Dramatic love scenes are your favorite fantasy pastime. You can be a very generous lover. 

-G- You are fastidious, seeking perfection within yourself and your lover. You respond to a lover who is your intellectual equal or superior, and one who can enhance your status. You are sensuous and know how to reach the peak of erotic stimulation, because you work at it meticulously. You can be extremely active sexually that is, when you find the time. Your duties and responsibilities take precedence over everything else. You may have difficulty getting emotionally close to a lover, but no trouble getting close sexually. 

-H- You seek a mate who can enhance your reputation and earning ability. You will be very generous to your lover once you have attained a commitment. Your gifts are actually an investment in your partner. Before the commitment, though, you tend to be frugal in your spending and dating habits and equally cautious in your sexual involvement. You are a sensual and patient lover. 

-I- You have a great need to be loved, appreciated...Even worshipped. You enjoy luxury, sensuality, and pleasures of the flesh. You look for lovers who know what they are doing. You are not interested in an amateur, unless that amateur wants a tutor. You are fussy and exacting about having your desires satisfied. You are willing to experiment and try new modes of sexual statement. You bore easily and thus require sexual adventure and change. You are more sensual than sexual, but you are sometimes downright lustful. 

-J- You can be very romantic, attached to the glamour of love. Having a partner is of paramount importance to you. You are free in your statement of love and are willing to take chances, try new sexual experiences and partners, provided it's all in good taste. Brains turn you on. You must feel that your partner is intellectually stimulating, otherwise you will find it difficult to sustain the relationship. You require loving, cuddling, wining and dining to know that you're being appreciated. 

-K- You are totally f**king marvelous! 

-L- You are very romantic, idealistic, and somehow you believe that to love means to suffer. You wind up serving your mate or attracting people who have unusual troubles. You see yourself as your lover's savior. You are sincere, passionate, lustful, and dreamy. You can't help falling in love. You fantasize and get turned on by movies and magazines. You do not tell others of this secret life, nor of your sexual fantasies. 

-M- You are emotional and intense. When involved in a relationship, you throw your entire being into it. Nothing stops you; there are no holds barred. You are all consuming and crave someone who is equally passionate and intense. You believe in total sexual freedom. You are willing to try anything and everything. Your supply of sexual energy is inexhaustible. You also enjoy mothering your mate. 

-N- You are crap in bed. 

-O- You are very interested in sexual activities yet secretive and shy about your desires. You can re-channel much of your sexual energy into making money and/or seeking power. You can easily have extended periods of celibacy. You are a passionate, compassionate, sexual lover, requiring the same qualities from your mate. Sex is serious business; thus you demand intensity diversity, and are willing to try anything or anyone. Sometimes your passions turn to possessiveness, which must be kept in check. 

-P- You are very conscious of social proprieties. You wouldn't think of doing anything that might harm your image or reputation. Appearances count, therefore, you require a good-looking partner. You also require an intelligent partner. Oddly enough, you may view your partner as your enemy; a good fight stimulates those sex vibes. You are relatively free of sexual hang-ups. You are willing to experiment and try new ways of doing things. You are very social and sensual; you enjoy flirting and need a good deal of physical gratification. 

-Q- You require constant activity and stimulation. You have tremendous physical energy. It is not easy for a partner to keep up with you, sexually or otherwise. You are an enthusiastic lover and tend to be attracted to people of other ethnic groups. You need romance, hearts and flowers, and lots of conversation to turn you on and keep you going. 

-R- Yow are a no-nonsense, action-oriented individual. You need someone who can keep pace with you and who is your intellectual equal the smarter the better. You are turned on more quickly by a great mind than by a great body. However, physical attractiveness is very important to you. You have to be proud of your partner. You are privately very sexy, but you do not beg, you are willing to serve as teacher. Sex is important; you can be a very demanding playmate. 

-S- You are secretive, self-contained, and shy. You are very sexy, sensual and passionate, but you do not let on to this. Only in intimate privacy will this past of your nature reveal itself. When it gets down to the nitty-gritty, you are an expert. You know all the little tricks of the trade, can play any role or any game, and take your love life very seriously. You don't fool around. You have the patience to wait for the right person to come along. 

-T- You are very sensitive, private, and sexually passive; you like a partner who takes the lead. Music, soft lights and romantic thoughts turn you on. You fantasize but do not tend to fall in and out of love easily. When in love, you are romantic, idealistic, mushy and extremely intense. You enjoy having your senses and your feelings stimulated, titillated, and teased. You are a great flirt. You can make your relationships fit your dreams, often times all in your own head. 

-U- You are enthusiastic and idealistic when in love. When not in love, you are in love with love, always looking for someone to adore. You see romance as a challenge. You are a roamer and need adventure, excitement, and freedom. You deal in potential relationships. You enjoy giving gifts and enjoy seeing your mate looking good. Your sex drive is strong and you desire instant gratification. You are willing to put your partner's pleasures above your own. 

-V- You are individualistic, and you need freedom, space, and excitement. You wait until you know someone well before committing yourself. Knowing someone means psyching him out. You feel a need to get into his head to see what makes him tick. You are attracted to eccentric types. Often there is an age difference between you and your lover. You respond to danger, thrills and suspense. The gay scene turns you on even though you yourself may not be a participant. 

-W- You are very proud, determined, and you refuse to take no for an answer when pursuing love. Your ego is at stake. You are romantic, idealistic and often in love with love itself, not seeing your partner as he or she really is. You feel deeply and throw all of yourself into your relationships. Nothing is too good for your lover. You enjoy playing love games. 

-X- You need constant stimulation because you bore quickly. You can handle more than one relationship at a time with ease. You can't shut off your mind. You talk while you make love. You can have the greatest love affairs, all by yourself, in your own head

-Y- You are sexual, sensual, and very independent. If you can't have it your way, you will forgo the whole thing. You want to control your relationships, which doesn't always work out too well. You respond to physical stimulation, enjoy necking and spending hours just touching, feeling and exploring. However, if you can spend your time making money, you will give up the pleasures of the flesh for the moment. You need to prove to yourself and your partner what a great lover you are. You want feedback on your performance. You are an open, stimulating, romantic bedmate. 

-Z- For you, it is business before pleasure. If you are in any way bothered by career, business, or money concerns, you find it very hard to relax and get into the mood. You can be romantically idealistic to a fault and are capable of much sensuality. But you never lose control of your emotions. You are very careful and cautious before you give your heart away and your body, for that matter. Once you make the commitment, though, you stick like glue.

 
 
Uluslararası Sevişme İstatistikleri :
 
(Göya)
Uluslararası bir firmanın yaptığı anketler doğrultusunda;
Ülkelere göre insanların sevişme süreleri ve sonuçları araştırılmış falan.
Araştırma sonuçları aşağıda duruyor bakın bari.
Araştırmalar sonucunda çıkan istatistikler falan;
 
İngilizler :
 
25 dakika sevişiyorlar..
ama hızlanan bir tempoyla işi sert bir şekilde sonuçlandırıyorlar..
 

Fransızlar :
 
2 saat sevişiyorlar..
bunun ilk 1 saat 15 dakikalık bölümü ön sevişme ve çeşitli aşk oyunlarından ibaret..
çiftler arasında romantizme büyük önem veriliyor...
 

Türkler :
 
'de ise bu süre 3 saat 5 dakika..
3 saat dil döktükten sonra hatun ikna olursa...
5 dakikada allah ne verdiyse işte öyle öf 
 

SPACES ARKADAŞLAR

 _NUR ALEMi_hakiki aşka açılan kapıyı aralamak için tıklayınız!!   aziz&uzun
 
 Ulaşmak-için-tıkla
Seboist Hareket Engellenemez  

Musti Web Spaces ZUPPERWELLED ! SAKIN TIKLAMA !  Valentino's  ÖzGüR DüNyA  aykac&recep  

JuVeNiLe   eN onur onur
 Devrim  Eray reisin mekanı  
baran a gider   tıklamassan tararım :)   DiLoSch   
  *?*Miss Space*?*'nun sayfasına ulaşmak için tıklayınız!    ece'nin şirin alanına gider   ღ°•.♥.•°ღ MAVİTUNA ღ°•.♥.•°ღ 
  sayfasına ulaşmak için tıklayınız! 
   **MEMNUNE’nin**sayfasına ulaşmak için tıklayınız!  
εїзεїзεїзεїз Hayat Sevince Güzel εїзεїзεїзεїз   
Hüzün Cicegi    ARZU ÇETİN'in aşanına giderİBRAHİM YIKILMAZ’adresine ulaşmak için Tıklayın

 

                                                              

TurkOscars by LeoTheMaster

 

MSN Turkey

 

e-posta yollayıver

Image Hosted by ImageShack.us 
 
 

BAŞA DÖN

 

Horoscopes

Loading...

Quote of the Day

Loading...

Stock Quote

Loading...

Hava Durumu

Loading...

MSN

Loading...Loading...